Kadına yönelik şiddet, insanlığa ihanettir

GÜNDEM
 

Kadına yönelik şiddet, insanlığa ihanettir

Bu ihaneti durdurmak için her birey elinde geleni yapmakla mükelleftir.
Bu ihaneti durdurmak için her birey elinde geleni yapmakla mükelleftir. Kadına yönelik şiddet“kadınların cinsiyetleri nedeniyle maruz kaldıkları fiziksel, cinsel, psikolojik acı veya ıstırap veren ya da verebilecek olan her türlü eylem, uygulama ya da bu tür eylemlerle tehdit edilme, zorlanma veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakılmalarıdır’ Şiddet bireye, şartlara, mekâna, zamana ve ilişkilere göre değişen bir kavramdır. Şiddet, insanlık tarihi boyunca varlığını sürdürmüş ve farklı şekillerde tezahür ederek ve artarak devam etmiştir. Kadına yönelik şiddet tüm toplum ve coğrafyalarda ilk çağdan ortaçağa kadar ve hatta gelişmiş sanayi ülkelerinde bile var olmuştur Kadınlar yaşam evrelerinin her aşamasında, yalnızca eşinin değil; babası, kardeşi, akrabası ve erkek çocukları tarafından dahi şiddet görebilmektedir. Uygulanan şiddet psikolojik, fizyolojik, ekonomik ve cinsel olmak üzere çeşitli yöntemlerle tezahür etmektedir. Erkekler tarafından kadınlara uygulanan şiddet birçok toplum tarafından yıllarca görmezden gelinmiş hatta kültürel gerekçelerle normal kabul edilmiştir.  Bu durumu farkındalığın olmayışından kaynaklandığını söyleyebiliriz. Sosyolojik açıdan yapılan araştırmalarda şiddetin temelini, ekonomik yetersizlikler, eğitim düzeyinin düşüklüğü, ataerkil kültür yapısı, aile içi şiddet gibi risk faktörleri oluşturmaktadır ve incelemeye toplumun temel çekirdeği olan aileden başlamalıdır. Toplumdan bireye ve bireyden topluma ilişkiler; aile vasıtasıyla gerçekleşir. Aile içinde de diğer sosyal kurumlardaki gibi iradeyi kabul ettirme mücadeleleri bulunmaktadır. Bu iktidar mücadeleleri, pek çok farklı psikolojik, sosyolojik ve biyolojik nedenlerle olup, çoğunlukla kadına yönelik şiddetle sonuçlanmaktadır.  Aile; anne, baba ve çocuklarının meydana getirdiği en küçük topluluktur. Aile toplumun temelidir. Doğrusuyla ve yanlışıyla ilk öğrenme ailede başlar. Bu sebepledir ki sevgi saygının öğrenildiği kadar şiddet de ailede öğrenilir. Kadına yönelik şiddet ile mücadelede sadece erkek davranışları üzerinde iyileştirme ve geliştirme yapılması yeterli değildir. Kadınların erkek şiddetine karşı neden sessiz kaldığı, bulunduğu durumu neden kabullendiği gibi soruların cevabı da çözüme yönelik önem arz etmektedir. Bu sorulara yanıt olarak eşlerini sevdikleri, evlendikten sonra elde ettikleri toplumsal ve ekonomik statüyü kaybetme korkusu gibi alınan cevaplar doğrultusunda sorun çözümsüz kalmaktadır. Bu da sosyal psikolojide öğrenilmiş çaresizlik olarak tanımlanır. Davranış biçimi bu yönde olan kadınları, toplum yapıcı, sabırlı kadın olarak takdir ederek, ‘kadın dediğin alttan alır’ ya da ‘yuvayı dişi kuş yapar’ sözleriyle destekleyebilmektedir.  Bu ve benzer durumlar çözüme ulaşmayı zor hale getirmektedir. Bu nedenle kadının özgüveni ve gücünün farkında olması bu aşamada önemlidir. Kadınlar kendine inandığı ve farkında olduğu sürece, bulunduğu şartlar ve durumlardaki eşitsizliği gidermek daha mümkün olacaktır. Yine Çocuk denilen yaşta evlendirilen kadınlarda benlik bilinci ve özsaygı oluşumu zordur ve erkek tarafından baskılanması, çaresiz kalması daha olasıdır. Dolayısıyla erken yaşta evliliklerin önüne geçilmesi, kadına şiddeti azaltıcı yönde de olumlu etkiler doğuracaktır. Bunun yanı sıra Sosyal devlet olma ilkesi gereği, şiddet için önemli bir risk faktörü olan gelirin eşit paylaşımının sağlanmasının da şiddetin azalması yönünde olumlu katkı sağlayacağı inancındayız. Yapılan araştırmaların sonucunda, her eğitim düzeyindeki erkeğin eşine şiddet uygulayabildiğini görmekteyiz.  Diğer taraftan araştırma sonuçlarından elde edilen verilere göre, eşlerin eğitim düzeyinin yükselmesi ile kadına yönelik şiddetin düştüğü de gözlemlenmiştir. Son yıllarda dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kadına yönelik şiddet konusu üzerinde araştırma ve çalışmalara bakıldığında belirgin bir azalma göstermediği gibi aksine artış olduğu gözükmektedir. Kadına karşı şiddet sıklığını ve ilişkili risk faktörleri incelendiğinde kadınların, %52’sinin şiddetin en az bir türüne, en çok da sözel ve fiziksel şiddet türlerine maruz kaldıklarını belirlenmektedirler. Kadınların %34’ünün fiziksel şiddete ve büyük çoğunluğunun (%93) sözel veya psikolojik şiddete maruz kaldıkları tespit edilmiştir. Ayrıca, kadınların %59’u yaşamları boyunca aile içi şiddete maruz kaldıkları bulunmuştur. Şiddetin anatomisine baktığımızda; erkeklerin kadına uyguladıkları şiddette, erkeğin kişilik özelliklerine, biyolojisine ve psikolojisine dayandırsak da aslında şiddet temelde öğrenilen bir davranıştır. Kişi bir birey olarak yaşadığı aileden, toplumdan ve kültürden etkilenip şiddet davranışını öğrenilmiş bir kazanım olarak hayatına aktarır.  Şiddet yalnızca öğrenilmiş bir davranış olarak hayatımızda kalmayıp, nesilden nesile öğretilen çığ gibi büyüyen bir sorun olarak varlığını sürdürmektedir. Sonuç olarak; kadına yönelik şiddet Türkiye’nin en önemli toplumsal sorunlarından biridir. Güç iktidar ve şiddet kavramları, erkekler için çocukluktan başlayıp yetişkinliğe kadar uzanan süreçte, biyolojik, psikolojik ve toplumsal faktörlerle harmanlanıp, kadına yönelik şiddetle kendini göstermektedir. Bu sebepten şiddet gören, şiddete maruz kalan yada şiddet gösterme eğilimi olan çocukların okul çağlarında eğitmenler tarafından tespit edilerek, rehabilitasyon ile destek sağlanması ileri vadede olumlu sonuçlar getirebilir. Okullarda bu sorunların tespiti ve çözümü için rehberlik servisleri ve öğretmenlerinin hassasiyet göstermeleri önem arz etmektedir. Kadına yönelik şiddetle mücadelede sadece yasal düzenlememelerin yetmediği açıktır. Sorunun kaynaklarını net olarak tespit edip,tüm toplumsal katmanlarda mücadele verilmelidir. Bu noktada  Medya dilinden, eğitim diline kadar, gelir paylaşımında adaletin sağlanmasından, kadının ekonomik yönden desteklenmesine değin pek çok alanda çalışma yapılması zorunludur. Unutulmamalıdır ki; kadının şiddete uğradığı bir ortamda ne yazık ki şiddetin diğer mağdurları da çocuklar olmaktadır. Çocuklarımız bizim geleceğimizdir. Toplumumuzun temel birimi olan ailenin korunması ve güçlenmesi için de öncelikle ailede kadına yönelik şiddetin önlenmesi gerekmektedir. Kadınların ve çocukların güven ve huzur içinde yaşayabildiği bir topluma ulaşmak dileği ve ümidiyle katılımınız için teşekkür ederim.   MHP Afyonkarahisar Kadın Aile Çocuk ve Engelillerden Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Av. NESRİN ÇELİKBİLEK  
Bu ihaneti durdurmak için her birey elinde geleni yapmakla mükelleftir.

Bu ihaneti durdurmak için her birey elinde geleni yapmakla mükelleftir.

Kadına yönelik şiddet“kadınların cinsiyetleri nedeniyle maruz kaldıkları fiziksel, cinsel, psikolojik acı veya ıstırap veren ya da verebilecek olan her türlü eylem, uygulama ya da bu tür eylemlerle tehdit edilme, zorlanma veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakılmalarıdır’

Şiddet bireye, şartlara, mekâna, zamana ve ilişkilere göre değişen bir kavramdır. Şiddet, insanlık tarihi boyunca varlığını sürdürmüş ve farklı şekillerde tezahür ederek ve artarak devam etmiştir.

Kadına yönelik şiddet tüm toplum ve coğrafyalarda ilk çağdan ortaçağa kadar ve hatta gelişmiş sanayi ülkelerinde bile var olmuştur

Kadınlar yaşam evrelerinin her aşamasında, yalnızca eşinin değil; babası, kardeşi, akrabası ve erkek çocukları tarafından dahi şiddet görebilmektedir. Uygulanan şiddet psikolojik, fizyolojik, ekonomik ve cinsel olmak üzere çeşitli yöntemlerle tezahür etmektedir.

Erkekler tarafından kadınlara uygulanan şiddet birçok toplum tarafından yıllarca görmezden gelinmiş hatta kültürel gerekçelerle normal kabul edilmiştir.  Bu durumu farkındalığın olmayışından kaynaklandığını söyleyebiliriz.

Sosyolojik açıdan yapılan araştırmalarda şiddetin temelini, ekonomik yetersizlikler, eğitim düzeyinin düşüklüğü, ataerkil kültür yapısı, aile içi şiddet gibi risk faktörleri oluşturmaktadır ve incelemeye toplumun temel çekirdeği olan aileden başlamalıdır. Toplumdan bireye ve bireyden topluma ilişkiler; aile vasıtasıyla gerçekleşir. Aile içinde de diğer sosyal kurumlardaki gibi iradeyi kabul ettirme mücadeleleri bulunmaktadır. Bu iktidar mücadeleleri, pek çok farklı psikolojik, sosyolojik ve biyolojik nedenlerle olup, çoğunlukla kadına yönelik şiddetle sonuçlanmaktadır. 

Aile; anne, baba ve çocuklarının meydana getirdiği en küçük topluluktur. Aile toplumun temelidir. Doğrusuyla ve yanlışıyla ilk öğrenme ailede başlar. Bu sebepledir ki sevgi saygının öğrenildiği kadar şiddet de ailede öğrenilir.

Kadına yönelik şiddet ile mücadelede sadece erkek davranışları üzerinde iyileştirme ve geliştirme yapılması yeterli değildir. Kadınların erkek şiddetine karşı neden sessiz kaldığı, bulunduğu durumu neden kabullendiği gibi soruların cevabı da çözüme yönelik önem arz etmektedir.

Bu sorulara yanıt olarak eşlerini sevdikleri, evlendikten sonra elde ettikleri toplumsal ve ekonomik statüyü kaybetme korkusu gibi alınan cevaplar doğrultusunda sorun çözümsüz kalmaktadır. Bu da sosyal psikolojide öğrenilmiş çaresizlik olarak tanımlanır. Davranış biçimi bu yönde olan kadınları, toplum yapıcı, sabırlı kadın olarak takdir ederek, ‘kadın dediğin alttan alır’ ya da ‘yuvayı dişi kuş yapar’ sözleriyle destekleyebilmektedir.  Bu ve benzer durumlar çözüme ulaşmayı zor hale getirmektedir. Bu nedenle kadının özgüveni ve gücünün farkında olması bu aşamada önemlidir. Kadınlar kendine inandığı ve farkında olduğu sürece, bulunduğu şartlar ve durumlardaki eşitsizliği gidermek daha mümkün olacaktır.

Yine Çocuk denilen yaşta evlendirilen kadınlarda benlik bilinci ve özsaygı oluşumu zordur ve erkek tarafından baskılanması, çaresiz kalması daha olasıdır. Dolayısıyla erken yaşta evliliklerin önüne geçilmesi, kadına şiddeti azaltıcı yönde de olumlu etkiler doğuracaktır.

Bunun yanı sıra Sosyal devlet olma ilkesi gereği, şiddet için önemli bir risk faktörü olan gelirin eşit paylaşımının sağlanmasının da şiddetin azalması yönünde olumlu katkı sağlayacağı inancındayız.

Yapılan araştırmaların sonucunda, her eğitim düzeyindeki erkeğin eşine şiddet uygulayabildiğini görmekteyiz.  Diğer taraftan araştırma sonuçlarından elde edilen verilere göre, eşlerin eğitim düzeyinin yükselmesi ile kadına yönelik şiddetin düştüğü de gözlemlenmiştir.

Son yıllarda dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kadına yönelik şiddet konusu üzerinde araştırma ve çalışmalara bakıldığında belirgin bir azalma göstermediği gibi aksine artış olduğu gözükmektedir. Kadına karşı şiddet sıklığını ve ilişkili risk faktörleri incelendiğinde kadınların, %52’sinin şiddetin en az bir türüne, en çok da sözel ve fiziksel şiddet türlerine maruz kaldıklarını belirlenmektedirler. Kadınların %34’ünün fiziksel şiddete ve büyük çoğunluğunun (%93) sözel veya psikolojik şiddete maruz kaldıkları tespit edilmiştir. Ayrıca, kadınların %59’u yaşamları boyunca aile içi şiddete maruz kaldıkları bulunmuştur.

Şiddetin anatomisine baktığımızda; erkeklerin kadına uyguladıkları şiddette, erkeğin kişilik özelliklerine, biyolojisine ve psikolojisine dayandırsak da aslında şiddet temelde öğrenilen bir davranıştır. Kişi bir birey olarak yaşadığı aileden, toplumdan ve kültürden etkilenip şiddet davranışını öğrenilmiş bir kazanım olarak hayatına aktarır.  Şiddet yalnızca öğrenilmiş bir davranış olarak hayatımızda kalmayıp, nesilden nesile öğretilen çığ gibi büyüyen bir sorun olarak varlığını sürdürmektedir.

Sonuç olarak; kadına yönelik şiddet Türkiye’nin en önemli toplumsal sorunlarından biridir. Güç iktidar ve şiddet kavramları, erkekler için çocukluktan başlayıp yetişkinliğe kadar uzanan süreçte, biyolojik, psikolojik ve toplumsal faktörlerle harmanlanıp, kadına yönelik şiddetle kendini göstermektedir. Bu sebepten şiddet gören, şiddete maruz kalan yada şiddet gösterme eğilimi olan çocukların okul çağlarında eğitmenler tarafından tespit edilerek, rehabilitasyon ile destek sağlanması ileri vadede olumlu sonuçlar getirebilir. Okullarda bu sorunların tespiti ve çözümü için rehberlik servisleri ve öğretmenlerinin hassasiyet göstermeleri önem arz etmektedir.

Kadına yönelik şiddetle mücadelede sadece yasal düzenlememelerin yetmediği açıktır. Sorunun kaynaklarını net olarak tespit edip,tüm toplumsal katmanlarda mücadele verilmelidir.

Bu noktada  Medya dilinden, eğitim diline kadar, gelir paylaşımında adaletin sağlanmasından, kadının ekonomik yönden desteklenmesine değin pek çok alanda çalışma yapılması zorunludur.

Unutulmamalıdır ki; kadının şiddete uğradığı bir ortamda ne yazık ki şiddetin diğer mağdurları da çocuklar olmaktadır. Çocuklarımız bizim geleceğimizdir. Toplumumuzun temel birimi olan ailenin korunması ve güçlenmesi için de öncelikle ailede kadına yönelik şiddetin önlenmesi gerekmektedir.

Kadınların ve çocukların güven ve huzur içinde yaşayabildiği bir topluma ulaşmak dileği ve ümidiyle katılımınız için teşekkür ederim.

 

MHP Afyonkarahisar Kadın Aile Çocuk ve Engelillerden Sorumlu İl Başkan Yardımcısı

Av. NESRİN ÇELİKBİLEK

 

Afyon HABERİ

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve afyonunsesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.